“Çatışma iyidir, ama sonunda çözüme ulaşıyorsak…”

Von Gizem A. Weber

Başlıkta alıntıladığım sözün sahibi, Almanya’da Çatışma ve Şiddet Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucusu Prof. Dr. Wilhelm Heitmeyer. Karlsruhe’de yapımını gerçekleştirdiğimiz televizyon ve internet programı Fabrika için kendisine mikrofon uzattığımızda bize çatışmaların toplumsal yaşamın bir gerekliliği olduğunu ifade ediyor: “Karşıt görüşler olmalı”, yoksa toplumda sabit bir fikrin hüküm sürdüğü, “sonu otoriter rejime uzanan” bir süreç başlar, ama “bu çatışmaların nihayetinde bir çözüme ulaştırılması gerektiğinin” de altını çiziyor. Ancak uzlaşı süreci doğru işlemediği takdirde, sonu şiddete varan bir durum söz konusu. Heitmeyer ile gerçekleştirdiğimiz “şiddet” konulu iki saati bulan söyleşimizin satır başları şöyle:

Her şiddetin ardında güç gösterisi yatıyor

Şiddet, aile içinde, aşırı sağcı veya aşırı dinci gruplar tarafından ya da devlet tarafından ‘meşru bir zeminde’ polis aracılığıyla toplumsal düzeni sağlamak adına uygulanıyor. Kısaca bireysel, kolektif ya da devlet bazlı olsun şiddetin her türüne aşinayız. Heitmeyer’e göre tüm bu şiddet sınıflandırmalarını ortak noktada buluşturan kavram “güç gösterisi”. Kendi erkini karşındakine kanıtlama güdüsü.

Şiddet uygulayan meşrulaştırmaya ihtiyaç duyuyor

Heitmeyer, akılcı bir varlık olarak insanın şiddet uygulamak için bir gerekçeye, meşru bir zemine ihtiyaç duyduğuna işaret ediyor. Bu meşrulaştırma süreci siyasi bir ideolojiye dayandırabileceği gibi tamamen kişinin kendi kafasında yarattığı bir durumdan da doğabiliyor. İnsanın şiddete başvururken herhangi bir gerekçe aramadığı yegâne durumsa alkol ya da uyuşturucu etkisi altındayken yaşanıyor.

Şiddetin kaynağında takdir edilmeme var

Sosyolog Wilhelm Heitmeyer ile SöyleşiSosyolog Heitmeyer, ruhsal sorunlu gençler tarafından okullarda gerçekleştirilen katliamlara bakıldığında, söz konusu gençlerin sosyalleşme süreci boyunca gerek aile içinde anne-baba tarafından, gerekse okulda ya da arkadaş çevresinde hiçbir şekilde takdir görmediklerinin ve onaylanma/takdir edilme kaynaklarının sağlıklı gelişim gösterme açısından önemine dikkat çekiyor. Onaylanma/takdir edileme kaynaklarından kasıt aile içinde “sevgi”, okulda “gösterilen performans, notlar”, arkadaş çevresindeyse “statü”.

Hoşgörü yerine karşılıklı takdir

Heitmeyer tüm akademik kariyerini toplumsal çatışmaları, önyargıları ve şiddeti araştırmaya adamış bir isim. 69 yaşında araştırmalarına aktif olarak devam eden sosyolog, ırkçılık, İslam düşmanlığı, yabancı düşmanlığı ve eşcinsellik düşmanlığının yanı sıra evsiz, işsiz ve engellilere yönelik aşağılama gibi tutumları içeren “gruplar bazında insan düşmanlığı” kavramını ilk kez ortaya atan kişi. Bu kavram, Almanya’da yıllık raporlar halinde yayımlanan uzun süreli empirik araştırma programının da merkezinde yer alıyor. Hepimizin ağzına pelesenk olmuş “hoşgörü” sözcüğüyse ünlü sosyoloğa göre sorunları çözmede yeterli değil. Çünkü birçok noktada sadece “sabretmek/katlanmak/müsamaha göstermek” anlamına geliyor. Ancak gerçek “iletişim alanları” oluştuğu, “karşılıklı takdirin/onayın/tanımanın” yer bulduğu durumlarda insanların birbirine anlayış gösterdiği, birbirini anladığı bir zemin yaratmak olası.

Hinterlasse eine Antwort

Your email address will not be published.

*