Hijyen Müzesi’nden Göç Sergisi

Dresden’daki Hijyen Müzesi, dillere pelesenk olmuş bir konuyu, göçü, farklı bir üslupla dile getiriyor. Ayran ve süt kutularından inşa edilmiş Sultanahmet Camii’nden önyargılar fotokopi dükkanına mizah dolu bir sergi…

Von Gizem A. Weber

Elbe Vadisi’nin Floransası tabir edilen Dresden’de yer alan Hijyen Müzesi, dillere pelesenk olmuş bir konuyu, göçü, farklı bir üslupla dile getiriyor. “Yeni Almanya – Göç ve Çeşitlilik” başlıklı sergide Türkiyeli ayran ve Bavyeralı süt kutularından inşa edilmiş Sultanahmet Cami ya da önyargılar fotokopi dükkanı olsun mizah dolu bir içerik ziyaretçileri bekliyor.

Göç insanlık tarihi kadar eski bir fenomen. 2013 yılı itibariyle dünya nüfusunun yüzde 3,2’si, yani yaklaşık 232 milyon insan, doğduğu ülkenin dışında bir yerde yaşamını sürdürüyor. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Almanya ise en çok göçmen ağırlayan ülkeler sıralamasında ilk üçte.

19. yüzyılda insanlar Avrupa’dan Amerika’ya akarken, bugün Avrupa, Afrika ve Asya’dan çok sayıda göçmen çekiyor. Daha iyi ve özgür bir yaşam arzusu, merak ve pek tabii bir parça macera tutkusu insanın memleketini bırakıp başka bir yere gitme ve belki de kök salma hevesinde rol oynayan faktörler arasında. Diğer taraftan savaş, kıtlık ve iklim değişikleri varoluşsal nedenleri beraberinde getiriyor. Gönüllü ya da zorunlu olsun hareket ve bu hareketle gelen ‘bereket’ yani çeşitlilik göç olgusunun ve Hijyen Müzesi’nin ev sahipliği yaptığı serginin merkezinde yer alıyor. Göç, göçe konu olan coğrafyayı, ülkeyi, şehri de etkiliyor, dönüştürüyor.

Gelenle ikamet edenin buluştuğu yer: şehirler

Ziyaretçiler “Yeni Almanya”yı gezerken bir şehir topografisi içinde hareket ediyor: Nakliye kutularından inşa edilmiş şehirler silueti, sokak, arşiv, okul, pazar, ibadet yeri veya müze. Bir şehirde karşımıza çıkan yapılar, tahta kasalar kullanılarak serginin içeriğine mekânsal geçişlerle iliklenmiş. Örneğin pazar yerinde göçün ekonomik yönü işlenirken, arşiv kısmında Almanya’nın 60 yıllık göç tarihi sayılar, gazete kupürleri ve videolarla sergileniyor.

Ülkelerin sınır politikası ve insan akımlarına keyfi yaklaşımı, kimi zaman yeşil arada kırmızı sinyal veren bir güvenlik bariyeriyle temsil edilmiş. Her ziyaretçi bu güvenlik bariyerinin içinden geçmek zorunda. Bazıları kırmızı ışığa ve yüksek sesli alarma takılıyor. Mesaj belli: Sen giremezsin! Dışarıda bırakılmanın nedeniyse, tıpkı Avrupa’daki bazı mülteci yasalarının içeriği gibi muallak.

Serginin sonunda ziyaretçileri sorularla düşünmeye yönlendiren “çağrışım odası” bekliyor. Sorular insanların kendilerini nasıl algıladıkları ve başka insanlarla hangi temel üzerinden ve nasıl bir anlayışla karşılaştıklarıyla ilgili: “Öte dünya” nerede başlıyor? Dünyada ne ilginizi çekiyor? Toplumun orta kesimi nerede? Adalet nedir? Tartışma esnasında nasıl davranıyorsunuz? Sizin için başkası olmak ne anlama geliyor? Neyi bekliyorsunuz?”

Önümüzdeki aylarda yolunuz Dresden’e düşerse, “Yeni Almanya” sergisi 12 Ekim’e kadar ziyaretçilerini ağırlayacak!

Hijyen ve göç arasındaki ilişki

Saksonya Eyaleti’nin başkentinde bulunan Hijyen Müzesi’nin fikir babası, ağız ve diş bakımı ürünleri üreten Odol şirketinin sahibi Dresdenli girişimci Karl August Lingner. Müze, 1. Uluslararası Hijyen Fuarı’nı takiben, temizlik, sağlık bilgisi konularında halk eğitim merkezleri oluşturmak amacıyla 1912 yılında kuruluyor. Bugün ziyaretçilerini ağırladığı neoklasik ve Bauhaus tarzı binayaysa, 2. Uluslararası Hijyen Fuarı’nın düzenlendiği yıl olan 1930’da kavuşuyor.

Müzenin kalıcı sergisi vücut ve sağlık konularına ayrıntılı biçimde eğilen “Maceracı İnsan”. Serginin dikkat çeken nesnelerinden biri giriş salonunda yer alan üç boyutlu ve saydam bir plastik madde olan “cellon”dan yapılmış, deri ve kasların yanında iç organları da görülen Camdan Kadın. Bilim, saydamlık ve ussallığın cisimleşmiş halini temsil ediyor.

Günümüzde her türlü bilimsel, kültürel ve toplumsal konularda açık bir platform rolü üstlenen Hijyen Müzesi’nde, sergiler dışında birçok konferans, tartışma ve oturum düzenleniyor. Göçün şekillendirdiği “Yeni Almanya”da yaşayanların kendilerini iyi hissetmeleri de ruhsal toplumsal sağlığın bir parçası olarak algılanıyor olsa gerek!

Hinterlasse eine Antwort

Your email address will not be published.

*